31 Mayıs 2009 Pazar

Alex & Lincoln Her Şeye Rağmen En İyi 10 Numaralar


Lincoln 1820 dk / 8 gol / 11 asist
Arda Turan 2458 dk / 8 gol / 6 asist
Kewell 1951 dk / 8 gol / 5 asist
Tello 2296 dk / 7 gol / 11 asist
Delgado 1842 dk / 6 gol / 5 asist
Yusuf 1597 dk / 3 gol / 6 asist
Alex 2106 dk / 12 gol / 11 asist
Tabata 2157 dk / 11 gol / 7 asist


Bu sezon Turkcell Süper Lig'de en çok konuşulan orta saha oyuncularının performansını gösteriyor. Bu futbolcuların ortak özellikleri hücuma dönük orta saha oyuncuları olmaları. Lincoln, Alex , Delgado, Yusuf ve Tabata 10 numara olarak oynadılar. Kewell , Arda ve Tello 10 numara olarak oynamayan ofansif orta saha oyuncuları olarak ele aldım. Bu oyuncuların kimi futbolcunun çok eleştirildiğini kimisinin de çok beğenildiğini biliyoruz. Özellikle Lincoln ve Alex çok eleştirildi. Acaba eleştiriler haklı mı? Mesela Yusuf bu sezon çok beğenildi acaba beğeniler haklı mı?

Yukarıdaki futbolcuların 1 gol atmak için harcadıkları süre şu şekilde:
  1. Alex 175,5 dk
  2. Tabata 196,6 dk
  3. Lincoln 227,5 dk
  4. Kewell 243,8 dk
  5. Delgado 307 dk
  6. Arda 307,25 dk
  7. Tello 328 dk
  8. Yusuf 532,3 dk

Yukarıdaki futbolcuların 1 asist yapmak için harcadıkları süre şu şekilde:
  1. Lincoln 165,45 dk
  2. Alex 191,4 dk
  3. Tello 208,7 dk
  4. Yusuf 266,2 dk
  5. Tabata 308,1 dk
  6. Delgado 368,4 dk
  7. Kewell 390,2 dk
  8. Arda 409,6 dk

1 gol atmak için verilen süreler incelendiğinde Alex ve Tabata lider çıkıyorlar. Burada diğer futbolculardan ayrılan bir özellikleri var. İki futbolcunun da takımlarının penaltıcıları olduğunu unutmamak gerekir. Oynadıkları dakika başına gol atma konusunda herşeye rağmen Alex lider çıkıyor. Demek ki Alex'in bu sezon ki performansı kötü değildir. Dahası Fenerbahçe'nin kötü performans sergilemesi Alex'in performansını düşürdüğünü de göz önüne almak gerekir. En şaşırtıcı performans medyada çok övülen Yusuf 'un performansının o kadar da iyi olmadığı net bir şekilde görülüyor. Hiç kimsenin beğenmediği Lincoln bu sıralamada 3. oluyor.

1 asist yapmak için verilen süreler incelendiğinde Lincoln lider çıkıyor.Oynadığı süre zarfında Lincoln'ün görevini yaptığı açıkça görülüyor. Lincoln performans olarak yeterli olduğu açık ancak takımını bu kadar yalnız bırakan bir oyuncuyla yolların ayrılması gerekiyor. Disiplinsiz hareketleri de cabası...

10 numaralar içinde Delgado'nun yetersiz kaldığı açık.

Şampiyon takımın esas 10 numarası olan Delgado'nun bu sezon da sınıfta kaldığı açık. 10 numaralar içinde en az dakika alan iki fubolcudan biri olması ( Yusuf'u dahil etmiyorum çünkü belirli bir yaşın üzerinde olması onu kabul edilebilir kılıyor.) Ayrıca asist sıralamasında 10 numaralar içinde en kötüsü olması, onun da kulübüyle yollarının ayrılması gerektiğini gösteriyor.

Bu tablo içinde Tello'nun başarılı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Direk 10 numara olarak oynamıyor. Defansına da yardımcı olan bir oyuncu olması ve Lincoln ve Alex'ten sonra asist başarısının yüksek olduğu da görülüyor. Şilili oyuncu en fazla dakika alan ikinci oyuncu olması ,onun istikrarlı olduğunu da gösteriyor.

Arda 'nın bu oyuncular içinde en yeteneklisi olduğunu düşünmeme rağmen beklentimin altında bir sonuç çıktı. Bunda bir çok sebep var. 2008 Avrupa Şampiyonası'nda önemli görevler alması, Galatasaray'ın 3 kulvarda mücadele etmesi gibi sebepler performansının beklenenin altında çıkmasına neden oldu. Ayrıca Arda ve Kewell da tıpkı Tello gibi 10 numara olarak oynamadılar. Bu sezon da daha çok sol kanatta izledik . Tüm bunlara rağmen bu iyi futbolcular içerisinde bile sezonun en çok dakika alan oyuncusu olduğunu görüyoruz. 27 tane 90 dakikalık performans sergilemiş oluyor. Bu da onun değerini gösteriyor.

Son olarak da bu futbolcuların total olarak kaç gole imza attığına bakacak olursak
  1. Alex 23 gol
  2. Lincoln 19 gol
  3. Tabata 18 gol
  4. Tello 18 gol
  5. Arda 14 gol
  6. Kewell 13 gol
  7. Delgado 11 gol
  8. Yusuf 9 gol

Oynadıkları süreler , gol ve asist sayılarını kaynak olarak Lig Tv Fantezi Futbol sitesinden yararlandım.

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Gerets ' ten Bir Şampiyonluk Hikayesi


Fransa 1. Liginde son maçlar bugün oynanıyor. Lider Bordeaux 77 puanla lider durumda , yakından tanıdğımız Eric Gerets'in takımı Marsilya 74 puanla ikinci sırada. Marsilya'nın şampiyon olması için Bordeaux'nun yenilmesi gerekiyor. Bordeaux ,bugün ligde kalma mücadelesi veren Caen ile oynuyor. Gerets bu duyguyu Türkiye'de de yaşamıştı. Bugün Fransa'nın Denizlispor'u Caen olacak mı sorusunun cevabını bekliyoruz. Fransa da yılın antrenörü seçilen Gerets şampiyon olacaklarını ve herkesin büyük bir süpriz yaşayacağını iddia etti.

Gerets'in Adnan Polat'tan çok şey öğrendiği her halinden belli. Bir tek 22.45' te şampiyonuz demediği kaldı. Bu tür durumlarda takımı motive etmek zordur. Futbolcular "ne diyor bu ya, şampiyonluk gitti , hala konuşuyor" diyebilirlerdi ancak Gerets son haftada kazanılmış bir şampiyonluğun önemli bir kahramanı. Gerets bugün soyunma odasında muhtemelen Galatasaray ile kazandığı şampiyonluktan da bahsedecektir. Marsilya 'yı günahım kadar sevmem ancak bugün Gerets kazansın istiyorum.

29 Mayıs 2009 Cuma

Hikmet Karaman'ın Rövanş Dileği


Sezon başında kim diyebilirdi ki sezonun en ilginç maçı Antalyaspor ile Ankaragücü arasında oynanacak diye? Sezonun başlamasına 5 gün kala Antalyaspor'dan kovulan Hikmet Karaman Antalya'dan rövanşı alma niyetinde. Bununla ilgili olarak "Allah herkese bir rövanş fırsatı tanır. Antalyaspor beni lig başlamadan doğru uyarılarım yüzünden görevime son verdiler. O takıma pek çok futbolcu, bonservisiyle benim için geldi. 20 günde 36 futbolcumla takımı ikiyi ve dörde bölerek, sabahın köründen gece yarısına kadar çalıştık. Ben dedim ki, ‘Takımın taktiğe ihtiyacı var, düşebilir.’ Onlar beni kovdular. Benim ve teknik ekibimin canını çok acıttılar, emeğimi yok saydılar” dedi.

Bu maçla ilgili spekülasyonlardan bir diğeri de Antalya 'da seçimi kimilerine göre süpriz bir biçimde kazanan CHP ile Ankara'yı kazanan AKP arasında geçeceği yönünde söylentiler artıyor. Bazı kişiler bu anlamda da bir rövanş olabileceğini düşünmekteler.

Bu maçın bir ilginç yönü de 2006-2007 sezonunda Antalyaspor'un evinde yine bir Ankara takımı olan Gençlerbirliği'ne yenilerek küme düşmesi..

Şu anda performans olarak da Ankaragücü'nün daha kuvvetli olduğunu varsayarsak bu maç çok ilginç geçecek. Bu durum İddaa'nın verdiği oranlara da yansımış durumda. Bahis şirketi
bu maç ile ilgili verdiği oranlar şu şekilde


177 Antalyaspor - Ankaragücü 1.15 /4.75 /5.8

Bunun neresinde ilginçlik var derseniz açıklayayım . İddaa oynayanlar az çok bilirler. Bir takımın galibiyetine 1.15 verilmişse , rakip takımın galibiyetine verilen oran yaklaşık olarak 10'dur. Ama Ankaragücü'ne verilen oran 5.8. Bu iddiamı ispatlamak için bir iki tane örnek vermem gerekirse
Yine bu haftasonu bülteninde
170 Glasgow Ran. - Falkirk 1.15 / 4.6 / 10
203 Valencia - A. Bilbao 1.15 / 4.75 / 9
163 Bari - Treviso 1.15 / 4.75 / 9

İddaa şirketi de bu maç ile ilgili oran vermekte zorlandığını görmekteyiz.

Adam Gibi Adam Hasan Şaş ' a Veda


Futbolculuğu , yetenekleri ,Galatasaraylılığı tartışılmayacak kadar iyi olan ve 500 maçta forma giymiş Hasan Şaş bu sezon kesin olarak ayrılıyor. UEFA kupası zaferinde imzası olan son futbolcuylan da yollar ayrılmış oluyor. Hasan bugün gazetelere yansıyan demecinde şunları söylüyor.

"Acısıyla tatlısıyla 11 koca yılım geçti Florya’da. Veda etmek kolay olmadı. Tüylerim diken diken oldu. Ayrılık vakti geldi. Başta yöneticiler, teknik direktör Bülent Korkmaz olmak üzere kimseye kırgın değilim. Beni üzen tek olay, canım kadar sevdiğim taraftarımızın tepkisi oldu. Ben, 11 yıl boyunca şerefimle taşıdığım G.Saray forması altında 500 maç oynadım. Umarım bundan sonra benim durumumdaki futbolculara sahip çıkarlar. Sezon başında, ’ayrılık sırası bana da gelecek’ demiştim. Ayrılık zamanını kabullenmek ve üzerine düşen görevi yapmak gerekir. Ama bu şekilde ayrılacağımı hiç düşümemiştim. Bana gösterilen tepkiler yüreğime oturdu. Galatasaray formasına veda ettim ama Galatasaraylılığım ölünceye kadar sürecek. İçimdeki Galatasaray aşkı hiç bitmeyecek."

Galatasaray taraftarları içinde önemli bir kısım oynadıkları süreç içerisinde özellikle Hakan Şükür ve Hasan Şaş'ın kıymetini bilemediler. Galatasaray en büyük başarıları son 10 yılda aldıysa Türk futbolcular içerisinden üçünün hakkı ödenemez. Bu kişiler Hakan Şükür, Bülent Korkmaz ve Hasan Şaş'tır.

Hasan en parlak zamanında Galatasaray'dan ayrılmadı. Bu asılsız bir iddia değildir. Abdurrahim Albayrak "Arsenal yetkilileri İstanbul'a geldi ve Hasan'ı istedi. Görüşmeleri ben yürüttüm. 9 milyon Dolar teklif ettiler. Biz ise 10 milyon Dolar'da ısrar ettik. Ve sırf o 1 milyon Dolar yüzünden gerçekleşmedi transfer. Çok istekli görünüyorlardı, biz de 1 milyonu da verirler diye direttik. Ama İngilizler böyle işte, vermediler ve vazgeçtiler" diyerek bu konuda son noktayı koydu.

Bir başka açıklamada ise Fatih Terim, 2002’de Ritz Carlton Oteli’ndeki o güzel kravatını taktığı imza töreninde, “Hasan Şaş kalacak mı?” sorusuna, “Zaten o Adanalı. Bir yere gidemez” cevabını vererek, bir anlamda “Ne de olsa hemşehrim. Zaten onu Galatasaray’a getiren de benim” demiştir. Şaş böylece Terim’e de vefa borcunu ödemiştir.

Hasan Şaş , daha çocukluğundan böyle bir futbolcu olacağı belliymiş. Adana'nın Karataş ilçesinde sokakta top oynadığı zamanlarda arkadaşlarına "Galatasaray forması giymeden ölürsem rahmet okumayın " diyecek kadar Galatasaraylıdır. Galatasaray maçlarda dara düşse taşın altına elini koyacak adamdır. Yeri geldi dama taşı gibi yeriyle oynandı , yeri geldi rakip takım taraftarlarından yumurta yedi. Ama hiç biri kendini bilmez bir holiganın bile olsa kafasına attığı telefon kadar ağır olamazdı. Galatasaray takımına bu kadar katkısı varken , bu kadar yıllık emeği varken kaptanlık sezon başında Ayhan ve Ümit Karan'a verildi. Bu takımda sakat bile olsa birinci kaptanlık Hasan 'ın hakkıdır. Hangi zihniyet Ümit Karan'a kaptanlık verir de Hasan Şaş'ı geride bırakabilir? Bir yanda herşeyini takımına vermiş bir adam , bir yanda aklı futbolda olmayan bir adam. Sen o kaptanlığı Hasan'a vermezsen eğer yarın öbür gün çıkar 22 yaşındaki Arda da kaptanlığı ister , 24 yaşındaki Sabri de...

Hasan'ın ruh halini anlamak için psikolog olmaya gerek yok. Sezon başında Skibbe ona sağ bekte oyna dedi, gıkını çıkarmadı. Elinden geldiğince oynadı. Sakatlandı , kimse onu aramamasına rağmen çalışmaya devam etti. Sakatlıktan yeni çıkmış olmasına rağmen kaptanı Bülent ondan yardım istedi. Çıktı Hamburg maçına o haliyle oynamaya çalıştı. Ülkenin en iyi çalım atan , top tutan adamını bitirdiler. Helal olsun onlara...

Gün gelir elbet birileri Hasan 'a itibarını iade ederler.

28 Mayıs 2009 Perşembe

Guardiola , Barcelona ile Yine Zirve'de


Dün gece Barcelona , Manu'yu 2-0 yenerek Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırdı. 67 yaşındaki Sir Ferguson 'la 38 yaşındaki Guardiola'nın kapışmasında gülen taraf çaylak teknik adam oldu. Genel olarak ön libero olarak seyrettiğimiz Guardiola'yı o mevkiye getiren kişi Cruyff'tur. Altyapıdayken Cruyff'un dikkatini çekecek kadar iyi bir oyuncudur. Cruff: "Guardiola'yı sağ kanattan al ve orta sahanın ortasında kullan" demiştir. Koeman, Bakero, Beguiristain, Stoickhov, Nadal, Sergi'li kadro dört yıl üst üste şampiyon olur. Pep lakaplı Guardiola futbolculuğunda 10 sezon Barcelona formasını başarılı şekilde giydikten sonra İtalya'nın Brescia ve Roma takımlarında forma giydi. Dün finalin oynandığı Roma Olimpiyat Stadı'na yabancı değil diyemeyiz . Çünkü Roma'dayken sadece 4 maçta görev aldı. İtalyanlar 2,5 sezonluk İtalya macerasında 28 maçta 3 gollük bir performans izleyebildiler. İtalya serüveni Nadrolon testinin pozitif çıkıp 4 ay ceza almasıyla sona erdi. Daha sonrasında yıldız futbolcuların emekliliklerini geçirebilecekleri en iyi takımlardan birisi olabileceği Al - Ahly'ye transfer oldu. Daha sonrasında kısa bir süre de Dorados de Sinaloa takımında forma giydi. Altı yıl sonra döndüğü Barcelona'da B takımın başına geçti. 2007-2008 sezonunda kötü bir performans çizmesine rağmen İspanya'da 4. ligde mücadele eden takıma oynattığı hücum futboluyla dikkat çekti. Dos Santos, Bojan gibi altyapının yıldızlarına A takımın yolunu açtı. Son iki sezonda şampiyonluğu Real Madrid'e kaptıran Rijkaard'ın yerine haziran 2008'de Barcelona'da teknik direktörlüğü koltuğuna oturdu.Göreve geldiğinde takımın havasını bozduğuna inandığı Deco ve Ronaldinho gibi yıldızlarla yolları ayırdı. Akıllarda yarı final ikinci karşılaşmasında Stamford Bridge'te Chelsea 1-0 öndeyken maçın son anlarında Guus Hiddink'e sarılması da kalacaktır. Dün , rakip takımın kalesini koruyan Van Der Sar'dan yaşça küçük olmasına rağmen bu kadar büyük bir başarıya ulaşması takdir edilecek bir durumdur. Gerçi ezeli rakibi Real Madrid, 1956 yılında kupayı kazanırken teknik direktörü Villalonga henüz 36 yaşından 185 gün almıştı. Bundan dolayı en başarıya ulaşan en genç teknik adam ünvanını kazanamadı.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Beşiktaş'ın Şampiyonluğu Gazı Alacak


Son yıllarda şampiyonlukların ağırlıklı olarak Galatasaray ve Fenerbahçe arasında paylaşılmasından özellikle Beşiktaş camiası rahatsız olmaya başlamıştı. Sezon başında Beşiktaş'ın lige istediği gibi başlayamaması üzerine Yıldırım Demirören federasyona çatmıştı. Demirören iki büyük takım yaratılmaya çalışıldığından bahsetmişti. Aradan geçen zaman içinde Fenerbahçe ve Galatasaray'ın devre dışı kalması üzerine bu söylemler unutuldu . Beşiktaş sezonu muhtemelen şampiyon olarak kapatacak. Acaba Galatasaray ve Fenerbahçe yönetimi kendileri olamıyorsa kimin şampiyon olmasına daha sıcak bakar? Sivas'ın ve Trabzon'un şampiyon olması durumunda aldıkları pasta uzun vade de daralacak, hem diğer Anadolu takımlarının gelecek sezonlar için iştahı artacak (bu durum Anadolu'dan transfer yapmasını zorlaştıracak ) , ayrıca Beşiktaş camiasının gazı alınamamış olacak. Gazı almaktan kastettiğim , Beşiktaş'ın 100. yılında kazandığı şampiyonluktan sonra bu şampiyonluğu en çok isteyen camia. Beşiktaş'ın sadık bir taraftar grupları olsa da genel olarak birçok Beşiktaşlı 2 ay öncesine kadar ne maçları takip ediyordu , ne de gelecekten umutları vardı. Bu medyaya da yansıyordu. Lig Tv satışları , tv program reytingleri , gazete satış rakamları Beşiktaş şampiyon olmadığı takdirde giderek azalmaya devam edecekti. Bu söylediğim nedenlerden dolayı Galatasaray da Fenerbahçe de ezeli rakibinin şampiyon olmamasından dolayı Beşiktaş'ın şampiyon olmasına daha sıcak bakıyorlar.

26 Mayıs 2009 Salı

Turkish Delight Tugay 'ın Vedası


Tugay Kerimoglu, Türk futbolunda önemli futbolcular arasında yerini almış olsa da; kimse onun Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra bu kadar başarılı bir şekilde futbol hayatını devam ettirecegini kestiremezdi. Galatasaray'dan ayrıldığı dönemde Tugay'ın takımdan ayrılması üzerinde pek durulmamıştı. Galatasaray'ın UEFA kupasını kazanmasından sonra birçok futbolcu Ada'nın ve diğer üst düzey liglerin yolunu tutmuştu. Ada'da Türk futbolunun kralı Hakan Şükür bile Tugay kadar uzun vadeli bir başarı sağlayamadı. Tugay'ın , dünyanın en kaliteli liginde 8 sezon boyunca başarılı bir performans çizdiğini unutmamak gerek. Tugay , Fatih Terimli Galatasaray'dan yaşı ilerlediği için gönderilmesinin üzerine 9 sezon daha Ada'da top oynamaya devam etti.Tugay'ı efsaneleştiren olaylardan birisi Türk bir futbolcunun Ada'da bu kadar uzun süre oynamasının kolay olmamasıydı. Tugay Türkiye'den ayrıldıktan sonra Türkiye'ye ne zaman geri dönecek beklentisi boşuna çıktı. Tugay , Türkiye'de kalsaydı bu kadar itibarının olmayacağı açık. Türkiye'de futbolu bıraksa ya Galatasaray'ın başına getirilirdi ya da herhangi bir Anadolu takımının başına geçerdi. Oysa ki şimdi Tugay ya yardımcı antrenörlük, ya da genç takımlardan birinde görev alacaktır. Aşama kaydederek Premier Lig'de görev almasını diliyoruz. Türk teknik direktörlerinin devamlı yabancı teknik direktörlerin varlığından sızlandığı bir dönemde yurtdışında görev alamadıkları da bir gerçek. Bir gün bir Türk teknik adam Premier Lig'de manager görevine gelecekse bu göreve en yakın isim Tugay Kerimoğludur. Ona bu zor yolda başarılar dilerim.

İstikrar Gerçekten İstikrar Mıdır?


  • Ligimizde daha önceki sezonlarda olduğu gibi teknik adam değişikliklerinin sık olduğunu gördük. Bu teknik adam değişiklikleri çoğu zaman olumlu yönde değişiklikler olduğunu görmemiz gerekir. Geçtiğimiz hafta Atv 'de bir tartışma programında bazı teknik adamlar ve spor yazarları katıldı. Bunların arasında Abdullah Avcı, Tolunay Kafkas, Metin Yıldız, Rıza Çalımbay, Ziya Doğan gibi isimler yer alıyordu. Ülkemizde çeşitli kanallarda sezon sonunda veya sezon başında teknik adamlar toplanır, sorunlarını anlatırlar. Genel ortak sorun istikrarlı bir şekilde takımda devam edememelerini gösteriyorlar. Hep de Premier Lig'i örnek verirler, örnek de üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ferguson, Wenger vs....
  • Ülkemizde sezon ortasında teknik adamların yollanmasında sadece kulüp yöneticileri mi suçludur diye insan sormadan edemiyor. Bu sezon teknik adam değişikliği yapıp , kötü giden takımı zirveye taşıyan antrenörler gördük. Bunların başında Bursaspor , Beşiktaş, Ankaragücü, Trabzonspor geliyor. Bu saydığım takımlardan Bursaspor küme düşme hattından gelip, Galatasaray'ın elinden Avrupa Ligi biletini alacak hale geldi. Beşiktaş , Galatasarayla Fenerbahçe'nin gerisinden gelip 10 puan önüne geçti. Trabzonspor ligde bir iddasının kalmadığını düşünerek Ersun Yanal'ı yolladı, bugün şampiyonluk şansı var. Ankaragücü ligin sondan üçüncü takımıydı, Hikmet Karaman geldikten sonra 8 maçta 5 galibiyet, 3 mağlubiyeti var. 3 mağlubiyeti de Bursaspor, Beşiktaş ve Galatasaray'dan aldı. Şu anda küme düşme gibi bir sıkıntısı da kalmadı.
Teknik direktör değişikliğine rağmen genel anlamda bir değişiklik görmediğim takımlar ise Gaziantepspor , Denizlispor du. Teknik adam değişikliğinin kötü etkilediği iki takım var. Biri Galatasaray diğeri de Hacettepespordu. Galatasaray gerek futbol olarak, gerek takım içi sorunların artması olarak, gerekse de ligde aldığı skor ve sıralama açısından ligde geri kaldı. Hacettepespor , Osman Özdemir 'in ayrılması itibarı ile ligde bir türlü belini doğrultamayan bir takım görüntüsü verdi. Bu sezon ligden düşen ilk takım olan ünvanını kazandı.

Ankaragücü örneğinden sonra Denizlispor'da genel anlamda bir değişiklik olmadığını söyledim. Fakat Mesut Bakkal takıma geldiği ilk haftalardaki performansı gayet iyiydi. 8 maçta 5 galibiyet 2 beraberlik 1 mağlubiyet. İlk mağlubiyeti de ilk antremanına çıkmasının ertesi günün de oynadığı Antalyaspor'dan almış.

Teknik adam değişiklerinin sihirli bir değnek gibi bambaşka bir takım yarattığını düşünmüyorum . Sorunun futbolculara dayalı düzende olduğu açık. Bir takım da yolunda gitmeyen şeyler oluyor , futbolcu cezayı teknik adama kesiyor. Teknik adam yollandıktan sonra takım başarısız gidecek olursa sıranın futbolcuya geleceğini futbolcu da biliyor. Yeni teknik adam akrabası olmamasına rağmen bütün gücüyle oynuyor, kazanınca da " bu galibiyeti xxx hocaya armağan ediyorum" diyor.

Geçen sezon ki şampiyonlukta en büyük payın Feldkamp , Hakan Şükür ve Hasan Şaş'ın olduğunu kabul etmemiz gerek. Feldkamp kondisyonu iyi , mücadele edebilecek bir takım bıraktı. Futbolcu cemaati oynamak istemeyince Feldkamp Galatasaray'a çok büyük bir iyilik yaparak takımdan ayrıldı. Hakan Şükür de takımda en saygı duyulan, Galatasaraylılığı anlatan bir abi olarak görevini getirdi. 6'da 6 yaptı.

Peki bu sezon yapılan Bülent Korkmaz değişikliği niye tutmadı derseniz cevabı çok açık. Geçen sezon futbolcular Feldkamp'ı sevmiyordu, ama Skibbe gitsin diye bir dertleri yoktu. Lincoln bile Galatasaray'da oynadığı en iyi performansları Skibbe zamanında koydu. UEFA kupasında çok iyi sonuçlar aldı. Skibbe'yi basit maçlarda alınan olumsuz skorlar gönderdiği gözüküyor. Galatasaray , Skibbe'yi göndermekle hata yaptı.

Aziz Yıldırım bu sene bir fırsat kaçırdığını düşünüyorum. Futbolcu grubu Aragones'i sevmiyordu. Takımın başına kariyerli olmasına gerek olmadan Rıdvan Dilmen, Oğuz Çetin , Hooijdonk gibi isimlerden birisini devre arasında getirseydi bu sezon şampiyon olurdu. Aziz Yıldırım geçen sezonki yürüyerek şampiyon olmalıydık, söylemini bu sene gerçekleştirebilirdi.

Çözüm olarak da her takımın başına başarılı olmuş eski futbolcularını futbol şubesinin başına getirmesiyle çözülür. Bu tek bir isim olması gerekmez. Mesela Galatasaray'ın futbol şubesinin başına Hakan Şükür ve Bülent Korkmaz , Fenerbahçe'de Rıdvan Dilmen, Hooijdonk getirilebilir. Teknik direktörlerin eli kuvvetlenirse, takımlarda disiplin yakalınırsa kulüpler daha başarılı olacaklardır.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Sportif Rekabette Galatasaray'ı Baz Alıyor


Aziz Yıldırım , geçerli 6 bin 335 oyun 5 bin 53'ünü alarak yeniden başkan oldu. Aziz Yıldırım'ı 3 yıllık yeni süreçte yine başkanlık koltuğunda göreceğiz. Cuma günü katılmış olduğu %100 Futbol programında çok ilginç açıklamaları oldu. Ne Aziz Yıldırım'ı ne Adnan Polat'ı sık bir şekilde canlı yayın programlarında görmeye alışık değiliz . Ya seçim olacak ya da şampiyonluk varsa görebiliyoruz. Kamuoyunda seveni olduğu kadar sevmeyeni de çok olduğunu da biliyoruz. Merak ettiğim bir insan olduğunu söylemem gerek. Mesela ne tür müzik dinler, siyasi görüşü nasıl, nasıl bir baba, boş vakitlerinde ne yapar,hangi yemeği sever gibisinden soruların cevabını duymak isterdim. Bildiğim Aziz Yıldırım inatçı, sert , futboldan çok da anlamayan bir insan olduğunu düşünüyorum. Teknik heyetin işine karışan birisi olduğunu kendisi de kabul ediyor ve bu sezon yapmadığı için bu halde olduklarını söyleyen birisine diyecek laf yoktur. Bu sezon ki başarısızlıkların nedenlerini sıralayın dese birisi Aziz Yıldırım şöyle sıralar:" 1- Aragones, 2-Futbolcular 3-Takıma müdahele etmemem" diyecektir. Bunu da doğru olduğunu düşünüyor. Buradan çıkaracağımız sonuç Fenerbahçe son 11 yılda neler yaşadıysa benzerlerini yaşamaya devam edecek.
Ntv 'deki programda Tuncay'ın gidişi ile ilgili olarak ilginç bir açıklama yaptı. Tuncay gitmek istediğini ,ama sözleşme imzalayıp 5 milyon euro veya dolara serbest kalmak istediğini başkanına iletmiş. Başkan da bunun üzerine "Ya kalırsın ya da gidersin " diye rest çekmiş. Başkanın çektiği ilk rest bu olmasa gerek. Bunu da övünerek anlatıyor. Kendisine göre bu dik durmak gibi geliyor heralde. Hem klübe girecek parayı engellemiş oldu , hem de Tuncay'ı hedef adam haline getirdiği ortada.
Programda ayrıca klübe 30 milyon dolar cebinden para koyduğunu ve bu parayı geri istemediğini söyledi. Bir yanda Yıldırım Demirören'in klubü kendisine borçlu hale getirip, türlü başarısızlıklara rağmen yeni başkan adaylarının çıkamayaşını gördükten sonra takdiri hakediyor. Yalnız kendisi değil miydi klüb kendi ayağı üstünde kalıyor diyen. Kendisi daha önce bunu açıklamasa bile Fenerbahçe taraftarına Aziz Yıldırım klübe para aktarmışmıdır diye sorsalar herkes aktardığını söylerdi. 30 milyon dolardan da fazla miktarda para girişi olduğunu düşünüyor insanlar. 21 milyon dolar bütçeli klübü alıp 235 milyon dolar bütçeli takım haline getirmek için biraz da cepten para harcamak gerektiğini herkes tahmin ediyordur.
Geçtiğimiz yıllarda yabancı transferinin sınırsız olması gerektiğini söylediğinde yer yerinden oynamıştı. Özellikle Galatasaray ve Beşiktaş bu olaya karşı çıkmıştı. Kendisi de istediği durumu pek açmamıştı. Tek dediği yabancı hakkı sınırsız olsundu. O gün bu konuya da açıklık getirdi.


Aziz Yıldırım:
"Porto, Portekiz, Brezilya yakın ülke. Şimdi Brezilya'daki oyuncu Portekiz'de direk vatandaş olup oynuyor. Şimdi Josico'yu, Maldanado'yu tenkit ediyorlar. Bende tamam oynayamıyorlar edemiyorlar hepsini kabul ediyorum. Şimdi diyelim ki 6+2'de bu iki tane oyuncunu da çok iyi oyuncu olduğunu kabul et, o zaman ne olacak, sorun ne olacak? Kimse bunu dile getirmiyor ve bunu konuşmuyor. Zaten 6+2'de bu iki tane oyuncuyu bu 6'nın yedeği gibi düşüneceksiniz. Yani aynı kalitede düşündüğünüz zaman problemi baştan yaratıyorsunuz. Yani hocanın eline bir tane topu koyuyorsunuz, bombayı. Bu oyuncular hele bir de kaprisliyse o zaman büyük bir bomba orada duruyor. Şimdi o zaman bunları kaldırmak, aşmak lazım. Yani ben dedim ki; yabancı hakkı açılsın serbest bırakalım. Yani 6 tane sahada oynasın, bunu getir yine bir şey demiyorum buna ama hiç değilse geri kalanı ben transfer edebileyim. Burada genç oyuncular transfer edebilsin kulüpler ve bu gençlerden çıkan iyiler kalsın, daha iyileri sat, başka kulüplere dışarıya servis yapalım. Diğerlerini gelir çalışırlar, zaman gelir tutarsın 6'nın içinde oynatmaya çalışırsın. Bunun için oturup çalışmak lazım. Bunun için de yani yabancı oyuncunun burada oynamasını sağlamanız lazım, sağlayamıyorsunuz, hiçbir şey yapamıyorsunuz. Türkiye'de maalesef sistemlerden dolayı, Türkiye'de futbolu yeniden değerlendirmek lazım, ele almak lazım, yeniden organize etmek lazım. Bugün ikinci ligde, üçüncü ligde ayakkabısını omuza atan takım buluyor. Ondan sonra da gidiyor parasının bir kısmını alıyor, bir kısmını alamıyor. Bu zincir hep devam ediyor. Halbuki alt takımlar az olsa, bence çözüm bu. Bölgesel liglere dönüp oralardan kalitelileri üçüncü lig veya adını ne derseniz deyin, oraya alıp oradan direkt ilerlemesini sağlayıp yukarıya kadar çıkartmak gerekir diye düşünüyorum. Ben bunun doğru olduğunu söylüyorum ama başka başka başka fikirler de olabilir, bunları tartışmak lazım, Türkiye'de geç kalıyoruz." dedi.


Bu dedikleri kabul edilebilir ve mantıklı geliyor. Yine yurt içinde 6 yabancı oynaması gerektiğini savunuyorsa bu konu ilerliyen günlerde tartışılacaktır. Gerçi FIFA her ülkede uygulanmak üzere yabancı sınırı konulması fikrini tartışması da işin başka bir boyutu.
Aziz Yıldırım , sportif başarılar konusunda kendisi açıklamasa da Galatasaray'ı baz aldığı gözüktü. Bu sene kaçan şampiyonlukla ilgili çok keskin ifadeler kullanmaması, Daum'un son sezonun da 81 puanla şampiyon olamaması üzerine koyduğu keskin ifadeler ( Rıdvan Dilmen : " o sezon 81 puan aldınız başarı" derken Aziz Yıldırım: "Ama Galatasaray şampiyon oldu,kimse ona bakmıyor " demesi ) , geçen sezon yürüyerek şampiyon olmalıydık ifadesini bu sene için emekleyerek şampiyon olmalıydık dememesi gibi nedenler sportif başarılar konusunda Galatasaray'ı baz aldığını gösteriyordu. Hatta Aziz Yıldırım "Bu 11 yıllık dönemde 4 defa şampiyon da olmuşuz. Bir defa şampiyon olsanız, tamam sportif başarı yok falan söyleyebilirsiniz ama 4 yıl şampiyon olmuşuz. Fenerbahçe tarihinde 50 yıllık lig tarihinde 17 şampiyonluğu var. Bizden daha fazla şampiyon olan var mı, yok. Galatasaray ile beraber aynı sayıdayız yani. O zaman yani bunu lig şampiyonluğuyla ölçüp yani başarısız demek yanlış." demesi bile bunun göstergesidir.
Son bir not da Aragones 'in Konya maçından sonra"Tabii ki başkanın, beni buraya getiren kişi olması nedeniyle tekrar başkan olması beni mutlu etmiştir, sevincimi gizleyemem. Onu tebrik ediyorum'' demesi gelecek sezon da Aragones'in takımda kalma isteğini ortaya koyuyordu. Bakalım Aziz Yıldırım bu işe ne diyecek?

ŞEREFLİ İKİNCİLİKLER ZİHNİYETİNİN ÇÖKÜŞÜ


Dünkü maçın ilginç bir noktası vardı . 2005-2006 sezonunda da Galatasaray ve Beşiktaş 33.haftada İnönü Stadı'nda karşılaşmışlardı. 2005-2006 sezonunda Galatasaray şampiyonluk yolunda ilerlerken, Beşiktaş'ın herhangi bir iddası bulunmuyordu. Beşiktaş , İnönü Stadı'nda iddasız olmasına rağmen, sahaya çıkıp ellerinden geldiği kadar oynamışlardı. Son dakikalarda Cordoba'nın çok bariz bir hatası olmamasına rağmen , maç 1-1 devam ederken out atışını hızlı kullanmış ; Galatasaray son dakikada Hasan Kabze'nin attığı golle öne geçmiş ve şampiyonluğa bir adım daha yaklaşmıştı. O gün o an bir Galatasaray taraftarı olarak puan olarak Fenerbahçe'nin gerisinde olsak bile şampiyonluğa inancım artmıştı. Beşiktaş taraftarları, yazarları, yöneticiler ise Cordoba gibi üst düzey bir kaleciyi maç satmakla itham etmişlerdi. Sezon sonunda da göndermişlerdi. O günlerde Beşiktaş trbünlerinin sevgilisi Tümer Metin'in takımını 1-0 öne geçirmesi, Beşiktaş'ın kazanmasına yetmemişti.
Dün de Galatasaray , geçmişte Beşiktaş ne kadar mücadele ettiyse o kadar mücadele etmiştir. Kadere bakın ki dün Beşiktaş'ın attığı iki gol de Mehmet Topal'ın üstün katkısı var. Kimse diyor mu ki bu maçı Mehmet Topal sattı? Galatasaray'ın ne taraftarı , ne yöneticisi böyle bir şey söylemez ; böyle bir şeyin olmayacağını 5 yaşındaki çocuk bilir. Bugün yarışın içinde Fenerbahçe ile Beşiktaş aynı puanda olsaydı , Fenerbahçe ittifak var derdi. Bu olayın üzerine gideceğiz deselerdi kim ne diyebilir. Beşiktaş çok büyük ihtimal alacağı bedavadan ama haklı şampiyonluğu kirlenmiş olacaktı. Hiç bir takım en azından bu şekilde diğer takımın şampiyonluğunu kirletmemesi gerekmektedir. Geçmişte şerefli ikincilik söylemlerinin arkasına sığınanlar , ligin ilk devresinde bizim aleyhimize hakem hataları var diye barkovizyon yapanlar , bugün susarlar, çünkü liderliği ele geçirmişlerdir. Bunlardan ders çıkarmazlarsa gelecek sezon UEFA komitesine ve TFF'ye yönelik yeni barkovizyonlar yapacaklardır.

22 Mayıs 2009 Cuma

Frank Rijkaard Aragones'i Ararsa



Bugün Habertürk gazetesinde ilginç bir haber gördüm. Fenerbahçe yönetimi Aragones'i göndermek için kimsenin aklına gelmeyecek bir plan yapmış. Fenerbahçe yönetimi, Aragonesle yollarını ayırmak istiyormuş. Luis Aragones, 4 milyon euronun üzerindeki parasını alarak gitmek isterse, Fenerbahçe yönetimi Aragones'i Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki futbol okullarında gençlerin eğitiminde kullanacağına dair bir haber yayınlandı. Şayet bu haber doğruysa Fenerbahçe yönetimi büyük bir hata yapar. Yarın öbür gün bir başka teknik adamı getirmek isteseler bu olay Fenerbahçe yönetimini pahalıya patlar. Mesela Fenerbahçe Frank Rijkaard'ı getirmek istese bu haberi duyan Mr. Frank Rijkaard Türkiye'ye gelir mi? Gelmez ; gelirse de Aragones'ten daha ağır şarlarla geleceği kesin. Örneğin Chelsea de Scolariyi tazminatını vererek gönderdi. Abramovic işi bilmiyormu ki Scolari'yi Afrika'ya yollamadı. Chelsea bırak Mardin'i Afrikadaki futbol okullarını yollayabilirdi. Ama yollamadı çünkü itibarının zedeleneceğinin farkında. Fenerbahçe yönetimi bir hata yapmış olabilir. Hatasını da pahalı bile olsa Aragones'e tazminatını vererek, teşekkür ederek , gönderirsin. Öyle Mardin'e , Van'a yollamakla olmaz bu iş.
Fenerbahçe'nin Frank Rijkaard'la ilgilendiği medyamızda yazıyor. Hatta Hooijdonk'la beraber geleceği yazıyor. Frank Rijkaard, Fenerbahçe'nin iç yapısının nasıl olduğunu öğrenmek istese Aragones'i arama mı ? Arar , tahminimce de şöyle bir diyalog geçecektir.

Frank Rijkaard: F.R (46)
Luis Aragones : L.A (70)

L.A. : Naber Frank? Ne zamandır aramıyordun, hayırsız.
F.R. : Ne olsun be dede . Beklemedeyim işte. Maç izleyip oturuyorum işte. Yenge nasıl?
L.A : İyidir işte napsın , Gözlüklerimi temizliyor. Lindsay ( F.R.'nin kızı) nasıl?
F.R. :O da Milano'da biliyorsun. Sezon bitiyor, damada (Ronaldinho) teklifler geliyor. Heralde İngiltere'ye gidecek. Burada yedek kaldı. Sen de ne var ne yok?
L.A : Ben de Mardin'deyim.
F.R :......
L.A : Türkiyenin güneydoğusunda bir il. Burada Fenerbahçe'nin futbol okulu varmış. Beni buraya eğitmen olarak gönderdiler.
F.R. : Dede, niye gittin oralara?
L.A. : Paramın üzerine yatmak istediler. Bu da benim emeklilik ikramiyem sayılır. 4 milyon euromu da alayım da öyle giderim.
F.R : Hımm. Ya bana da sizinkilerden teklif gelmişti. Napsam ki?
L.A : Gelme halim ortada; yada iyi ve uzun bir anlaşma yap. Burada hemen göndermek isterler. Bari paranı al da öyle git. Bizimkiler seni Ronaldinho'dan dolayı istiyorlar zaten. Damadı da alır gelir diyorlar. Gelecek olursan tek bir şeye dikkat et. Zico , anlatmıştı da inanmamıştım Galatasaray'a yenilmemek gerekiyormuş. Onun gidiş sebebi buymuş. Yoksa beni de bir sezon dolmadan yollarlardı. Benim burada sezonu tamamlamda en büyük neden Galatasaray'dı.
F.R : Diğer tekliflere bakarım artık . Olmazsa seni yine ararım,dedeciğim. Kendine mukayet ol. Görüşürüz
L.A : Sağol , evlat


Kaynak
http://www.htspor.com/spor-haber/148257-Ya-Madride-ya-Mardine.aspx

Mustafa Denizli'nin Getirdikleri

Beşiktaş’ın kalan 3 maçının da zor olacağı düşüncesindeydim. Dün akşam zor da olsa maçı kazanmasını bildi. Şampiyonluk yolunda çok önemli bir galibiyet aldılar. Ankaragücü, puan alabileceği pozisyonları bulmasına karşın golle sonuçlanabilecek pozisyonları harcadılar. Ankaragücü dün gece yenilenerek ligde kalma durumunu zora soktu. Önümüzdeki hafta Denizlispor’u yenmek için sahaya çıkacaklardır.

Beşiktaş bu ligde en kuvvetli kadroya sahip olmamasına rağmen ; Mustafa Denizli şampiyon olmak için birçok doğruyu yerine getiriyor. Bunların başında koşan, mücadele eden, maçı bırakmayan bir takım oluşturması çok önemli. Şampiyonluğa oynayan bir takım tempolu oynarsa rakibi ne kadar kapanırsa kapansın, pozisyon da bulur, gol de atar. Mustafa Denizli, Beşiktaş’ı bu ligde en tempolu oynayan takım haline getirdi.

Galatasaray’da yıldızlar savaşı yaşanırken Beşiktaş’da bunların yaşanmamasını da Mustafa Denizli sağladı. Futbolcu idaresi, yedek futbolcu kavramını ortadan kaldırması Mustafa Denizli’nin bir başka artısıydı. Mustafa Denizli’nin Hıncal Uluç’un deyimiyle ballı oluşu da Beşiktaş’ın şampiyonluk yolundaki bir başka artısıydı.

Mustafa Denizli şimdilik iki durumu sağladığını söyleyemeyiz. Birincisi bu takımın Avrupa Kupaları’nda başarı sağlamasıdır. Bunun için gelecek sezonu beklemek zorunda kalacağız. Mustafa Denizli ve Avrupa Kupaları deyince aklıma iki Mustafa Denizli geliyor. Birincisi Galatasaray’la Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı final oynatan teknik adam; diğeri de Fenerbahçe ile Şampiyonlar Ligi’nde sıfır çeken teknik adam. Sanki Beşiktaş’taki durumu Fenerbahçe’de yaşadığı duruma benzeyecek. Beşiktaş’ın bu kadro yapısı ; Beşiktaş yönetiminin ehliyetinin olmaması gelecek sezon zorlayacaktır. Yıldırım Demirören yönetiminin geldiğinden beri yaptığı en doğru iş Mustafa Denizli getirmesidir. Bu karar bile eğrisi doğrusuna denk gelen bir iştir. Ertuğrul Sağlam’ın harcanması yanlıştı; bu yanlışı ancak Mustafa Denizli ile giderebilirlerdi. Şanslarının yaver gittiğini söylesek az bile söylemiş oluruz. 2004 yılından beri yığınla hata yapan Beşiktaş yönetimi ilk defa doğruyu buldukları için Mustafa Denizli ile sözleşmeyi uzatmak istiyorlar. Acaba gelecek sezon Avrupa kupalarında veya ligde yaşanacak olumsuz durumlarda da böyle arkasında durabilecekler mi? Del Bosque’yi bile harcayan bir yönetim; klubü kendisine borçlandıran bir yönetimin alacakları yanlış kararlar kimseyi şaşırtmayacaktır. Mustafa Denizli aynı zamanda Beşiktaş yönetimini de yönetti desek az bile söylemiş oluruz. Denizli, sadece futbolculara değil, yönetime de konuşma yasağı(?!) koyması bunun en güzel örneğidir.

Mustafa Denizli’nin sağlayamadığı ikinci durum ise büyük takımlarla oynadığı maçlarda başarı sağlayamamasıdır. Bu sene bunu sağlayamadı, Galatasaray maçıyla bunu da kırmak isteyecektir.

Bilgin Gökberk Başka Bir Adam


Bilgin Gökberk, bu spor medyasının belki de en entresan adamı. Yazıları, konuşması, futbola bakış açısı farklı olduğu için spor medyasının belki de en sevilmeyen adamı oldu. Gerçi bunu kendisi de kabul ediyor. Bana bir sene önce sorsanız Bilgin Gökberk'i bu adamın niye dinliyeyim ki derdim. TRT'de Stadyum Programı'nda görev alması şaşırtmıştı ancak o yine de tarzından vazgeçmedi. Yine aynı üslup; aynı tip siyah t-shirt kısacası aynı Bilgin Gökberk. Geçen sene Milliyet Gazetesi'nde bir yazısı vardı. Konu şu ki Ümit Karan ve Hakan Şükür takımın 11'de oynayan oyuncuları; Nonda'nın yedek kaldığı dönemle ilgili bir yazı yazmıştı.
" Biri, ülkenin en kariyerlisi, sahada her işi yapan tek santrforu, diğeri tek vuruşta en beceriklisi...
İkisinin özellikleri çok az santrforda var.
Ama bir ortak özellikleri var ki, hiçbir santrforda yok.
Topla bir metre gidemiyorlar.
Nonda, onlarda olan özelliklere sahip.
Olmayan özelliklere de...
Tercih edilmesine sebep olan özelliği, diğer iki santrforun becerdiklerini ve beceremediklerini becermesi değil, onlar oynadığında, sesini çıkarmadan oturmayı becerebilmesi...
Galatasaray, Nonda’dan daha iyisini almazdı.
Bulsa da almazdı.
Alsa da oturtamazdı.
Oturtsa da tutamazdı.
***
Galatasaray’da 11’lerin nasıl oluştuğunu bir Feldkamp biliyor.
Bir de Allah...
Mesela Nonda...
Niye oynatılmadığını bilmiyordu.
Oynatılmayacaksa neden alındığını da...
Galatasaray’da santrforların hangi kıstaslara göre oynatıldığını da...
Yazmıştım.
***
Galatasaray 11’leri, ‘kabine’ gibi kuruluyor.
Ilımlılardan 2, radikallerden 3, bağımsızlardan 4...
Filan falan...
Teknik direktöre de 1-2 kontenjan bırakılıyor.
Takım içinde hassas dengeler var.
Nonda yeni öğrendiği bu.
***
Nonda’nın; karısına, amcaoğluna santrfor arkadaşları ile ilgili neler anlattığını bilmiyorduk.
Şimdi biliyoruz..."

Bu yazıda o günün şartlarına göre çok iyi tespitler vardı. Benim en çok ilgimi çeken herkesin bildiği penaltı pozisyonlarını yorumlamayıp Nonda'nın Kongo'daki eşine dostuna neler anlattığını düşünmesi. Gökberk futbolun taktik; oyuncu değişikliği ile ilgili konuşmuyor. Çünkü ona göre futbolda işin taktik boyutlarını sokaktaki herkesin ve çoğu futbol yazarlarının bildiğini sandığını ama bilmediğini savunuyor. Onun tezine göre Türkiye'de futbolu " Hagi, Sergen Yalçın, Rıdvan Dilmen, Hakan Şükür..." gibi üst düzey futbolun içerisinde yer almış kişilerin konuşması gerektiğini söyler durur.

Benim de dün değindiğim Kewell konusu ile ilgili çok ilginç bir yorumu vardı. Herkes Kewell neden 11'de oynamaz yazarken o
"Kewell ve mesela Sabri hiç bir yerde eşit değildir.Ne oturdukları sitede, ne markette, ne pasaport kuyruğunda, ne plajda, ne yolda, ne parkta, ne sinemada, ne tuvaletde, ne tiyatroda, ne hastanede.."
yazısını yazacak kadar başka bir adam , başka bir kişilik.
Lincoln 'le ilgili yazısında çok ilginç ilişkilendirmelerde bulunmuştu. 10 numaralı futbolcuların biraz farklı olduğunu, Galatasaray'ın onu isteyerek aldığını ve Lincoln'ün değişmeyeceğini söylediği yazısındaki kısım

"10’lar böyle.
Cazip kadınlar gibi.
Kaçırmayın.
Ararsınız.
***
Her kadın 250 gram ‘bilmemne ‘olmalıdır, 400 gram ‘bilmemne’ olursa ‘bilmemne’ olur.
Bu da iyi laftır.
Ve...
Her ‘10’, 250 gram ‘bilmemne’ olmalıdır.
Takılmayın fazla.
Tatları bundan."

Bunları şunun için yazıyorum ; artık sadece kavga çıkaranların bulunduğum, hep spekülasyon yapılan programlar sevilmiyor. Dün oynadığı takımla sorunları var diye takımını haksız yere eleştirip prim yapanlar yer almamalı. Devamlı suni kavga yaratıp, program çıkışında yemeğe giden insanlar yer almamalı. Spor programlarında ya özel haberler koyulmalı; ya işin ehli futbol üstatları olmalı; ya da futbola başka açılardan bakan mühendis, doktor veya herhangi bir meslekten olanlar yazmalı, konuşmalı. Bilgin Gökberk de işin dışarıdan bakan farklı yüzü olmaya devam etmeli.

http://www.turkmedya.com/V1/Pg/ColumnDetail/ColID/9639
http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1024885&AuthorID=69

Eric Gerets Galatasaray'a Geri Dönmeli


UEFA kupasında son final bugün iki gün önce oynandı. Galatasaray'ın UEFA kupasını kazanmasının üzerinden 9 yıl geçti. Galatasaray'ın şu anki kadrosu UEFA kupası kazanan kadrodan daha maliyetli bir kadro olduğu açık. O günkü kadronun daha dengeli bir yapısı vardı. Bu sene Galatasaray'ın büyük bir fırsat kaçırdığı daha net gözüküyor. Ne Shakhtar ne Bremen Galatasaray'dan daha iyi ekip değiller. Hatta Galatasaray'ın mevcut kadrosundaki yıldız sayısı Shakhtar'ın önünde diyebiliriz. Bugün finalde Shakhtar Donetsk'in yer alıp da Galatasaray'ın yer almamasının iki temel sebebi var. Birincisi Galatasaray'ın Lucescu kadar tecrübeli bir teknik direktörünün olmayışı, diğeri ise Galatasaray'ın çok sayıdaki darbeye bağlı sakatlıklar ve Avrupa Şampiyonası'nda yıpranan Türk futbolcuların bu sezon yeterince katkı verememesini gösterebiliriz. Lig maratonunda futbolcular amaç uğrunda birleşmezken; UEFA kupasında gayet güzel bir şekilde bir arada olmayı başardılar.
Son söyleceğimi ilk olarak söylemem gerekirse Galatasaray'ın futbolcuya dayalı düzeni bozması gerekiyor. Bu şu demek "Lincoln şu kadar para alıyor, maçı o kurtarsın, idmana çıkmıyor, biz çalışırken o tatile gidiyor" diyen ne kadar futbolcu varsa gönderilmesi gerekir. Bunu söyleme hakkı olan tek futbolcu Arda Turan olmasına rağmen onun bile idmanda, soyunma odasında böyle konuşmaması , davranmaması gerekiyor. O da bunu yapmıyordur diye umuyorum. Galatasaray 'ın özellikle son iki sezonda görülen üzere futbolculara dayalı düzenden çıkması gerekiyor. UEFA kupasını kaldıran takımın Fatih Terim'i vardı. Bazı futbolcuların takımın içini sabote edeceği bir ortam bulunmuyordu. Gerets'in ikinci sezonunda başarısız olmasının nedeni yine bazı futbolcuların yer aldığı gruptu. Geçen sezon kazanılan şampiyonluk da yine aynı zihniyetin eseriydi ,bu sezon kaybedilen şampiyonlukta bu zihniyetin eseri. Bu zihniyetin hareketleri eminim ki iyi niyetle yapılıyor ancak takıma zarar verdiklerinin farkında değiller. Ne demişler " Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülüdür." Galatasaray'ın teknik direktör, futbolcu transferinden önce gönderilmesi gereken futbolculara yol verilmesini sağlaması gerekiyor. Florya 'da Bülent Korkmaz , Bülent Tulun veya Hakan Şükür isimlerinden birisi futbolun esas sorumlusu olması gerekiyor. Teknik direktör olarak da çoğu Galatasaraylının gönlünde yatan isim olan Eric Gerets'in geri gelmesinden yanayım. Eric Gerets Galatasaraylıların gönüllerindeki teknik adam olduğu kesin. Oynattığı futbol, kariyeri, kişiliği ile birçok Galatasaraylının gönlündeki isim olduğuna eminim. Galatasaray yönetimi ona teklif yapacak olursa ; o da yarım kalan işlerini tamamlayacaktır.
Yapılması gereken bir diğer konuda hakettiği parayı bulan futbolcuların satılmasıdır. Bu isim Arda Turan bile olabilir. Arda'nın Avrupa'nın her takımında oynayabilecek yeteneği var. Yeter ki hak ettiği parayı bulsun. Satılmaması gereken isimlerde Servet, Baros, Kewell, Uğur Uçar, Hakan Balta, Aydın, Semih ve Ayhan olarak düşünüyorum. Elbetteki Arda bu takımın en önemli futbolcusu şayet Arda'ya yakışan bir takım iyi bir teklifle gelirse yolların ayrılması gerektiğini düşünüyorum.
Kesinlikle gönderilmesi gereken futbolcuların ise Mehmet Güven, Ümit Karan, Linderoth, Nonda, Yaser , Sabri ,Volkan Yaman olduğunu düşünüyorum. Bu futbolcuların isimleri zaten medyada yer alıyor; haberler doğruysa tam isabet....

Galatasaraylı Kewell


"Benim adım Harry Kewell,
Galatasaraylı Kewell
futbol hayatımda çok düştüm,
düşürüldüm...
bitti dediler,
ayağa kalkamaz, oynamayaz dediler...
Galatasaray'da yeniden doğdum
arkadaşlığı mutluluğu buldum Galatasaray'da,
bir şeyi çok iyi öğrendim,
Galatasaraylı olmanın ne büyük bir ayrıcalık olduğunu.."
Bu sözler Harry Kewell'in, GS Mobile reklamında söylediği cümleler. Birçok kişi bunun sadece reklam için yazıldığını söyleyebilir. Duruşu, tavırları, profesyonelliği ve performansı ile Galatasaray'a çok şey kattığı açık. Bırakın geçen hafta yedek kalmasını , son dakikada oyuna alındı ;sanki o bir bildiğimiz yıldızlardan değilmişcesine "benim herhangi bir sakatlığım yok. oynayıp oynamamam hocamızın vereceği bir karar. ben galatasaray takımının bir parçasıyım. bana 1 dakika da süre verilse, son dakikada da verilse, çıkıp oynarım." cümlesini kuracak kadar da profesyonel. Bir hafta içinde Galatasaray camiası içinde bu konu konuşuldu. Haftasonu gazetelerde Kewell'ın yine yedek kalacağı yazıyordu. Maç başlamazdan önce Kewell ailesi ile sohbet ediyor,bu sahne Kewell'in mutluluk resmi idi. Bülent Korkmaz, golü bulamamanın ittiği düşünceyle Kewell'i ısınmaya gönderdi. Aradan 5 dakika geçmedi , Emre Güngör'ün sakatlanması ile taraftarın tezehüratlarıyla oyuna girdi. İkinci yarıda attığı golle Galatasaray'ın dün aldığı galibiyette önemli bir katkısı vardı.
Sadece bu haftadaki olay değil; Hamburg maçında Emre Aşık'ın kırmızı kart görmesi ve takımda stopere geçip ; bu sorumluluğu alması onun profesyonelliğinin bir başka kanıtıdır. Performans olarak Emre Aşık'ı aratmaması da cabası.
Bu sezon sağlık problemlerinden dolayı belki istikrarı sağlayamadı; ancak takıma katkısı yadsınamaz. Devamlı oynatılması gerektiğini de düşünmüyorum; ancak kadroda mutlaka tutulması gereken bir futbolcu . Gelecek sezon her maç olmasa bile rotasyon içinde kullanılabilecek bir oyuncu. Galatasaray'da kaptanlık sorunu Kewell'in ikinci kaptanlığa getirilmesiyle çözülebileceği kanısındayım. Kewell, bu takımdaki bütün futbolcuların saygı duyacağı bir oyuncu olduğu da görülüyor. Kewell gerek performans, gerek kişilik, gerek tecrübesiyle Galatasaray'a yakışan bir futbolcu olduğunu bize kanıtladı.